İlk Yıl

Yazmamak kötü, yazamamak daha da kötüymüş. Oysa ne güzel başlamıştım dağkızı günlüğünü yazmaya. Ne yapsam, ne etsem not düşecektim hem kendim, hem de arıcılığa yeni başlayanlar için. Olmadı!

Geçen bir yılda arıcılığa dair ne çok iyi, kötü deneyimim oldu. Yanlış yaptım, doğru yaptım ama yaptım. Kovan kapağını açmaya korkup çevresini tavaf edenlerden olmadım.

Arının doğal döngüsünü bilmediğimden ya da arıcılığa sonbaharda başladığımdan olsa gerek ilk aylarım arı beslemesiyle geçti kedi köpek bakar gibi arı baktım. Hatta biraz abarttım her gün şurup verdim kek verdim fırsat bulduğum her gün kapağını açtım, çerçeveleri çektim biraz üşüttüm onları 🙂 5’er çerçevelik koloniler satın aldım. 8 kovanla kışa girdim.

Varroa

Varroa’nın arının ve arıcının baş belası olduğunu öğrendim. Her yeni başlayan gibi “mucize” çözüm arayışına girdim. Torbalıda yaygın olarak bulunan bitlik veya bit otu denen bir otu kovanların içine bırakarak varroa mücadelesi yapmaya başladım. Aslına bakılırsa Mart ayına kadar da varro ile ilgili bir sıkıntı yaşamadım. Bahsettiğim ot kuruyunca bu sefer körüğü  onunla yakmaya başladım. Taki mart ayında yere düşüen yavrulu bir dalağı inceleyinceye kadar. Açtığım her gözden 6-8 varroa kendini dışarı atınca anladım ki bu iş ilaçlama olmadan olmuyor. İşte tam da bu noktada iyi ve kötü arıcı olmak arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyor insan. Bu kararı vermekte zorlanmadım. Çünkü ben arıcılığa doğal bal üretmek için girmiştim katkısız ve kalıntısız bal üretmek. Piyasada ruhsatlı, ruhsatsız, markalı, markasız pek çok ilaç bulunmakta. Hatta bunlar yetmezmiş gibi bir de arıcıların kedi ve köpek gibi hayvanların üzerindeki keneleri öldürmek için kullanılan ve arıda kullanımı yasak olan ilaçları kartonlara emdirerek yaptıkları ilaçlarda mevcut.

Hal böyleyken benim yapabileceğim en sağlıklı yol tarım bakanlığının varroa mücadelesi için izin verilen ruhsatlı ilaçları kullanmaktı öyle de yaptım.

Yavru Faaliyeti

İlk haftalar petek gözlerine baktığımda hiçbir şey göremiyordum. Zamanla gözlerin içindeki günlük yumurtayı ve larvayı görmeye başladım. gözlemlerime göre 1 Aralık tarihine kadar yavru faaliyeti devam etti. Aralık ayının sonlarına doğru yumurtlama kesildi. 6 Ocakta (o gün kış mevsiminin en sıcak günüydü)  iyi sayılabilecek seviyede kapalı yavru olduğunu gördüm. O gün kovanları Karakızlar köyündeki yerinden kaldırarak Kaplancık köyündeki badem bahçesine taşıdım.

Kış boyunca kek vermeyi hiç kesmedim. Ocak ayının 23’ünde  Konya Şeker tarafından üretilen yeşil renkli arı yemini vermeye başladım. 15 Şubatta Badem çiçek açtı ve  bana göre arıcılığın en keyifli, keyifli olduğu kadar da stresli dönemi başlamış oldu.

Bahar

Badem çiçeği 15 Martta sona erdi. Daha Mart ayının ilk yarısında kıştan 5’er çerçeveyle çıkan koloniler 10 çerçeveyi doldurmuştu. Arıcılık hayatımın ilk ve en büyük stratejik hatasını da bu dönemde yaptım diyebilirim. Sipariş ettiğim kraliçelerin gelmesini beklediğim içim arıyı bölmedim (Suni oğul). Oysa ne güzel yeni aldığım strafor kovanlarda gelmişti kovan sıkıntım da yoktu. Ancak acemilik ettim ve kraliçelerin gelmesini bekledim. Ama arılar benimle aynı düşünmüyorlardı ve oğul eğilimine girdi. 24 Martta neredeyse tüm koloniler oğula meyletmişti. Kraliçe yüsüklerini bozmakta çare olmadı ve ilk oğul 5 Nisanda kovanını terk etti. Neyse ki o gün bahçedeydim  ilk oğul çıkışına tanık oldum  ve her arıcı gibi manasız bir tebessüm belirdi yüzümde. Oysa bir arıcı için oğulun istenmeyecek bir durum olduğunu çokça dinlemiştim izlediğim videolardan ve okuduğum kitapdan.

Oğul eğilimine daha fazla direnemedim. Heyecanla beklediğim kraliçeler gelmemesine rağmen 5’er çerçeve olarak bölme yaptım. Muğla F1 kraliçeler 17 Nisanda elime ulaştı. Bölmelere kraliçeleri verdim ancak ne yazık ki 10 kraliçeden altısı öldürüldü. Geriye kalan dört tanesinden birisi oğulla çıktı. Sezon sonundaysa kala 3 Muğla F1 kraliçeden ikisi tek çerçeveye düşmüştü. Sadece bir tanesi kışa girecek seviyede.Diğerlerinin kalitesizliği hayal kırıklığı yarattı. Daha da kötüsü ilk yılın neredeyse hüsranla sonuçlanmasına sebep olacaktı bu durum.

Çünkü; yeni kraliçeleri kabul etmeyen koloniler oğul verdiler, kraliçesi yaşlı olanlar yeni kraliçe yaptılar bunların üzerine bir de benim beslemeyi erken kesmem eklenince kolonilerin arı  mevcutları 5-6 çerçevenin ötesine geçemedi. BU ve benzeri pek çok yanlış uygulamam nedeniyle Haziran ayında iki katı dolduracak durumda bahara başlayan çerçevelerim dörtde bir seviyesini zor yakladılar. Oğul eğiliminin bitiminin ardında  çeşitli çerçevelerde toplam 22 kovanda bulunan arı varlığımı birleştirme yaparak 17 kovana düşürdüm.

26 Mayıs günü kovanları Bayındır’a bağlı Osmanlar köyüne taşıdım. Beklentim petek ördürmek ve polen sayesinde arı mevcudunu arttırmaktı ancak olmadı Osmanlar tam bir hayal kırıklığıydı benim için. Mevcudu arttırmak bir yana bir kolonim sönmüş ve arı mevcudu artmak yerine gerilemiş en iyi haliyle varlığını korumanın ötesine geçememişti.

15 Haziranda kovanları yeniden kaplancığa getirdim. Kaplancıkta hayıt çiçek açmıştı. Hayıttan çok güzel nektar gelmesine rağmen arılar topladıkları balı sırlayamadılar dolayısıyla hayıt balından hasat yapamadım. 15 Temmuzda hayıttan nektr akımı durdu.   Bu tarihten Çam için kovanları Kemalpaşanın Vişneli köyüne götürdüğüm 1 Ağustos tarihine kadar arılara besleme yapılmadığı için toplamış oldukları balın büyük bir kısmını tükettiler.

Artık bal alma umutlarımı yitimiştim. Sezonu elim boş kapatmayı kabullenmiştim ki 28 Ağustosta ilk hasadı yaptım. Konuşup görüştüğüm yardım aldığım arıcıların hasat miktarıyla kıyaslanmayacak kadar az belki de onlar için komik sayılabilecek miktarda bir hasat yapmıştım. Sadece 2 teneke süzme ve 4 çerçeve petek bal. Am bu miktar beni mutlu etmeye yetti.

İki hafta daha Vişnelide kaldım. Kritik hatalarımdan birisi de buydu. Eğer hasattan bir kaç gün sonra kovanları polen gelen bir yere kaldırmış olsaydım 2-3 çerçeceye düşen arı mevcudunu arttırabilir böylece kışa daha rahat girebilirdim.

Gecikmeli de olsa 15 Eylül’de kovanları Torbalının Helvacı köyü yakınlarında bir yere taşıdım. Az da olsa polen ve nektar geliyor. Yavru faaliyeti yeniden başladı. İlk günler besleme yapmış olsam da nektar gelişi iyi olduğundan bunu bıraktım. Şimdi Halil Bilen’in Facebook üzerinden yaptığı canlı yayından öğrendiğim bigilerle yoğun ve miktarı fazla bir şekilde besleme yapmaya karar verdim. En geç bu haftasonuna kadar yeniden beslem yapmaya başlayacağım.

Umarım düzenli yazabilirim…